Ateşten gömleği giyen Halide Edip | Toros HaberToros Haber

11 Mayıs 2021 - 07:52

Ateşten gömleği giyen Halide Edip

Son Güncelleme :

09 Ocak 2021 - 11:13

103 views
Ateşten gömleği giyen Halide Edip

Dolu dolu yaşadığı ömrünü, mücadele ile geçirdiği yıllarını anlatmaya kelimeler yetmez; fakat bugün onu anmak boynumuzun borcudur. Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden, eğitim ve yazım alanında biriktirdiklerinin yanında Milli Mücadele sırasındaki cesurluğu ile bilinen kadın; Halide Edip Adıvar.

Bazı kaynaklara göre 1882 yılında, bazılarına göre 1884’te İstanbul’da dünyaya geldi Halide Edip. Annesini küçük yaşta veremden kaybetti. Böylece başladı hayatla mücadelesi. Babasının İngiliz hayranlığı onun giyim kuşamını, okuduğu kitapları, hatta gittiği okulunu bile belirledi. Yaşı büyütülerek Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ne verildi. Fakat bir öğrenci tarafından ihbar edilince, okuldan uzaklaştırıldı ve evde ders görmeye başladı. Arapça, Kuran, İngilizce gibi birçok özel ders aldı.

Aldığı derslerle beraber ünlü İngiliz Matematikçilerin yaşamını Türkçeye çevirdi. Bilinen birkaç Sherlock Holmes hikâyesini de çevirdiği bilinir.1897 yılında, John Abbot’un çocuk kitabı The Mother at Home’u çevirdi. Bu başarısı iki yıl sonra, 2. Abdülhamit tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Daha sonra da koleje geri alındı ve kolejden mezun olan ilk Müslüman kadın Halide Edip oldu.

Artık evlilik yaşı gelip çatmıştı. Daha önce de derslerine giren Salih Zeki Bey ile evlendi ve iki çocuğu oldu. Kısa bir süre İngiltere’de yaşadıktan sonra yurda dönüp Tanin’de edebiyat yazılarına başladı. Yazılarında Halide Salih imzasını kullandı fakat evliliği kocasının ikinci bir eş istemesiyle sona erdi. Halide Edip dava yolu ile boşanan ilk kadındı ve artık yazılarında kendi soyadını kullanmaya başladı.

Üretkenliği sadece yazıda geçerli değildi. Pedagojik konularda yazmaya da başlamıştı. Hayatında önemli bir yer edecek olan eğitim faaliyetleri de başlamış oldu. O yıl kendisine gelen teklifi kabul etti ve Darülmuallimat’a öğretmen olarak girdi. Bir yandan da yazdığı siyasi içerikli yazıları ve edebiyat yazılarıyla konuşulmaya başlanan Halide Edip bu dönemde birçok eleştiri aldı. Özellikle de boşandıktan sonra kaleme aldığı romanı Seviyye Talip. Bu romanın feminist bir eser olduğunu savundular ve karşı çıktılar. Bu onu hiçbir zaman yıldırmadı, aksine daha da konuşturdu kalemini ve yazmaya devam etti.

1916-1917 civarında yeni bir evliliğe adım attı. Fakat babasının vekâletiyle… Çünkü kendisi o sıralar Suriye’deydi. Kız Mektepleri Umumi Müfettişliği görevini yapıyordu. Cevat Paşa’nın isteği üzerine okul açmak için gitti oraya. Türk ordularının Lübnan ve Suriye’yi boşaltması üzerine 4 Mart 1918 tarihinde İstanbul’a döndü. Hayatının buraya kadar olan bölümünü “Mor Salkımlı Ev” adlı anı kitabında anlattı.

Biz onu en çok Milli Mücadele dönemindeki mitingleriyle, o dönemi anlatan muhteşem eserleriyle anmayı severiz aslında. O zamanlar ateşten gömlek giyip savaştığını, en ön saflarda vatanı savunduğunu, halkı aydınlatıp milli mücadele ruhunu yaşattığını biliriz. Keza romanlarında da görebiliriz bunu.

En çok ses getiren mitingi Sultanahmet Meydanı’nda olandı. Çünkü burası sadece Türk Milliyetçiliği için değil, Türk kadınları için de bir dönüm noktasıydı. Halide Edip, bu mitingin başkahramanı olmuştu. Şöyle haykırdı binlerce insana: “Yüreğimizdeki kutsal heyecan, milletlerin haklarını ilan edinceye kadar sürecektir!” Ayrıca burada söylediği “Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır!” cümlesi yıllarca özümsendi. Çok geçmeden İstanbul’un işgal edilmesiyle beraber hakkında idam kararı çıktı. Adnan Bey ile birlikte Ankara’ya kaçıp Milli Mücadele’ye katılmayı başardılar. Anadolu Ajansı’nın kurulmasında başrol oynadı, halkın haber alması ve vatan savunmasının propagandası artık ondan sorulacaktı. Bundan sonra Halide Edip savaşın her cephesinde, gerek kalemiyle gerekse silahıyla yer aldı. O artık “Halide Onbaşı” idi.

Halide Edip, aslında pek çok türde eserler verdi. Ama yine de onunla birlikte anılan Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye ve 1936’da kaleme aldığı Sinekli Bakkal romanlarıyla tanındı. Vatan için yaptıkları bir yana edebiyat konusunda katkılarından dolayı da Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nda gerçekçi roman geleneğinin öncülerinden biri olmayı başardı.

1955’te, her an her koşulda yanında bulunan hayat arkadaşı Adnan Bey’i kaybetti. Bu onun için çok sarsıcı bir kayıptı. 9 Ocak 1964’te de kendisi bu dünyaya kapadı gözlerini. Geride savaştan çıkan kitaplarını, ömürlük tecrübelerini ve kitaplarının her bir sayfasında hissettiğimiz vatan sevgisini bıraktı bizlere.

Eserleri: Heyulâ (1909), Raik’in Annesi (1909), Seviyye Talip (1910), Handan (1912), Son Eseri (1913), Yeni Turan (1913), Mev’ud Hüküm (1918), Ateşten Gömlek (1923), Vurun Kahpeye (1923), Kalp Ağrısı (1924), Zeyno’nun Oğlu (1928), Sinekli Bakkal (1936), Yolpalas Cinayeti (1937), Tatarcık (1939), Sonsuz Panayır (1946), Döner Ayna (1954), Akile Hanım Sokağı (1958), Kerim Usta’nın Oğlu (1958), Sevda Sokağı Komedyası (1959), Çaresaz (1961), Hayat Parçaları (1963), Hikâye, Harap Mabetler (1911), Dağa Çıkan Kurt (1922), İzmir’den Bursa’ya (1963), Kubbede Kalan Hoş Seda (1974), Anı, Türkün Ateşle İmtihanı (1962), Mor Salkımlı Ev (1963), Oyun, Kenan Çobanları (1916), Maske ve Ruh (1945)

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam