İktidara gelince Ağrı Dağı’na tren çıkaracağım! | Toros HaberToros Haber

27 Kasım 2021 - 05:57
Ahmet Özbay

Eğitimci | ahmetozbay@toroshaber.net

Ahmet Özbay

İktidara gelince Ağrı Dağı’na tren çıkaracağım!

İktidara gelince Ağrı Dağı’na tren çıkaracağım!
Son Güncelleme :

20 Eylül 2020 - 21:15

59 views

Bir gün böyle dedim sınıfta. Öğrencilerimden birkaçı “Hocam nereden çıkardınız şimdi bunu. Ülkemizin dağ gibi sorunları dururken Ağrı Dağı’na tren çıkarmak da ne öyle?” diyerek çılgın(!) projeme itiraz etme talihsizliğinde bulundu. Tuzağıma düşmüşlerdi, cevabım hazırdı: “Arkadaşlar, evet ben de biliyorum ülkemin öncelikli işinin bu olmadığını. Amacım; Türk milletinin, kafaya koyarsa eğer neler başarabileceğini dost düşman herkese göstermek. Biz dağdaki demiri eriterek Ergenekon’dan çıkan, aşkı uğruna dahi dağları delen bir kültürden geliyoruz. Azim ve kararlılığımızı Amasya Genelgesi’nden alıyoruz. Treni Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkarıp göndere Türk bayrağını çektiğimizde,5137 metreden tüm dünyaya şöyle haykıracağız: “Ne Mutlu Türküm Diyene!

DEVRİMDEN KARŞI DEVRİME, KARŞI DEVRİMDEN ÇÖZÜME

1956 doğumluyum. Cumhuriyet Devrimi rüzgarının hâlâ esiyor olduğu yıllara rastladı çocukluğum. Az sonra paylaşacağım anılar, bir yandan devrimden karşı devrime evrilen sürece tanıklık edecek, öte yandan ülkemizin sorunlarının çözümüne ışık tutacaktır.

NAYLON ÇORAP

60’lı yıllar. İlkokuldayım. Külotlu çorap yoktu daha, diz üstüne lastikle tutturulan naylon çoraplar vardı. Kız Enstitüsü’ne giden iki ablam, birçok genç kız gibi naylon çorap kullanmaya başlamıştı. Ne kadar özen gösterilse de giyip çıkarırken tel kaçıyordu çoraplardan. Kaçıklar ya çorapçıya götürülüp çektiriliyor ya da elde onarılıyordu. İyice eskidiğinde ise atılmayıp biriktiriliyor, yorgan iğnesiyle dikilerek bulaşık bezi,eğirip örülerek paspas ya da banyo lifi yapılıyordu.

70’li yılların ilk yarısı. Lisedeyim. TRT siyah beyaz televizyon yayınına başlamıştı. Şöyle bir naylon çorap reklam vardı: “Atın, atın, atın! Eskimiş çoraplarınızı atın! JİLL geldi!”

BEZ MENDİL

On yıl kadar önce İzmir Kemeraltı Çarşısı’nda görmüştüm.3 tanesini 5 liraya satıyorlardı. Ben dahil hiç müşterisi yoktu. Alanlar da kullanmak için değil, hatıra diye alıyorlardı büyük olasılıkla. Mendilleri seyrederken çocukluğuma gidiverdim birden…

İlkokulda okurken “sağlık ve temizlik kolu“ diye bir kol vardı. Bu kola seçilmiş olan iki öğrenci her sabah tırnak ve mendil kontrolü yapardı. Tırnakları kesilmemiş olan, mendilini evde unutan öğrenciler öğretmene bildirilir, öğretmen de onlara ceza verirdi. Annelerimizin üçgen şeklinde katlayıp ütülediği mendiller, önlüklerimizin göğüs cebinde dışarıdan görülecek şekilde taşınırdı. Aksesuar değildi ama, kullanılırdı. Bazen burnumuzdan uzayan sümüğü, bazen bahçede delicesine koşturduğumuz için alnımızda biriken teri, bazen de yere düştükten sonra kanayan dizimizi silerdik. Atmazdık, cebimize sokuşturur eve götürürdük. Bir günün faaliyet raporu gibiydi mendiller. Annelerimiz gün içinde yaptığımız yaramazlıkları onlardan okurdu. Mendiller yıkanır, ütülenir ve önlük ceplerindeki yerlerini yeniden alırlardı. 

70’li yıllar. Lisedeyim. Kağıt mendil icat oldu, sonra arkası geldi, birçok meta “Kullan, at.” ilkesiyle üretilmeye başladı ve tabi ki mertlik bozuldu. Günümüzde insan ilişkilerinde de rastladığımız “Kullan, at” davranışının kaynağını buralarda mı aramak gerekir acaba, ne dersiniz?

YAMALIK

İlkokul öğretmenim derdi ki : “Çocuklar, yamalıklı değil, yırtık giymek ayıp.” O yıllarda teneffüslerde okulun bahçesine çıktığınızda pantolonu ya da önlüğü yamalıklı yüzlerce öğrenci görebilirdiniz. Yamalıklı çocuklar bunu kendilerine dert etmeden, yamalıksızlar da yamalıklılarla alay etmeden hep birlikte “elim sende”, ”kurtarmalı”, ”mendil kapmaca”, “sek-sek” oynarlardı.

Yine 70’li yıllar. Annemin ısrarla yamamaya devam ettiği çoraplarımın ve eriyen ağı yamanarak onarılan kot pantolonlarımın dışında ben de yamalıksız giyinmeye başlamıştım. Yamalıklar adeta utanıyor, ayakkabıların içine, apış aralarına saklanıyordu. Sonrasında ise eskitilmiş, yırtık pırtık hale getirilmiş kot pantolonlar moda oldu. Ey bana değerler kazandıran güzel öğretmenim! Yanlış (!) şeyler öğretmişsin bana. İnanmıyorsan doğrul da bir bak. Artık yırtık değil, yamalıklı giymek ayıp!

EKMEK AŞI

Yemediyseniz bilemezsiniz, öyle lezzetlidir ki…Babaannem yapardı ekmek aşını. Nasıl yapılır tarif ediyorum: Bayatlamış ekmekleri atmayıp biriktiriyorsunuz. Kıydığınız soğanları büyükçe bir tencerede zeytinyağı ile kavurduktan sonra mevsim yazsa rendelenmiş domates, kışsa salça koyup üzerine su ilave ediyorsunuz. Göz kararıyla tuz atıp kaynamasını bekliyorsunuz. Önceden lokma büyüklüğünde doğrayıp bir tepsiye tepeleme yığdığınız bayat ekmeklerin üstüne tencerede kaynattığınız sosu boca ediyorsunuz. Üzerine beyaz peynir rendeleyip tavada erittiğiniz tereyağını gezdiriyorsunuz. Oooh, işte size ekmek aşı, bir tutumlulu kanıtı. Afiyet olsun.

RANDEVULU TERZİ

50’li yılların ilk yarısı. Ben yokum daha. Dedem, dükkânda çalıştırma gerekçesiyle annemi 4’üncü sınıfta okuldan almış. İlkokul diploması olmayan ama okuma yazma bilen annem ablalarımı doğurup büyüttükten sonra 30 yaşındayken Akşam Sanat Okulu’nun dikiş bölümüne yazılmış. 17.00 – 20.00 saatleri arasında iki yıl süreyle bu okula devam edip terzilik diploması almış. Yaptığı işe çok titizlenen bir kadındı annem. Terzilikte gösterdiği başarıyla kısa sürede ün yapmış. Dışarıya yaptığı işlerle aile bütçemize katkı da sağlamış. Bundan sonrasına ben de tanığım. Elbise diktirmek isteyen kadın müşteriler evimize gelip kumaşlarını teslim ederek annemden gün alırlardı. Bu nedenle annem “randevulu terzi “ diye anılırdı.

70’li yıllarda konfeksiyon diye bir şey ortaya çıktı. Terzi dükkânları birer birer kapanmaya başladı. Annemin de müşterisi giderek azaldı, sadece aile bireyleri için bir şeyler diker oldu. ”Randevulu terzi” artık mazide kalmıştı. Cumhuriyet Devrimi’nin yarattığı doğru örneklerden biriydi annem. O şimdi yaşamıyor. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Sevgili dostlarım!

Adlarını PENÇE, TENEKE SAKSI, TELDEN ARABA, KAYISI ÇEKİRDEĞİNDEN DÜDÜK, ÇAM AĞACI KABUĞUNDAN KAYIK, PORTAKAL TEKERLEKLİ ARABA, PİRLİ, KASNAKLI koyarak yazıya aktarmayı düşündüğüm daha birçok anım var. Ama zaman kaybı olarak gördüğüm için yazmayacağım.

Çünkü acelem var; daha, AĞRI DAĞI’NA TREN ÇIKARACAĞIM!

Ahmet Özbay / Nisan 2020 / ANTALYA

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam