Sizin paradigmanız hangisi? | Toros HaberToros Haber

1 Aralık 2021 - 16:06
Ahmet Özbay

Eğitimci | ahmetozbay@toroshaber.net

Ahmet Özbay

Sizin paradigmanız hangisi?

Sizin paradigmanız hangisi?
Son Güncelleme :

20 Eylül 2020 - 21:21

79 views

Paradigma; bizim bir şeyi nasıl algılayacağımızı belirleyen kavramsal çerçeve, algı düzeni demektir. Paradigmalar doğuştan gelmez, öğrenmelerle oluşur. Kavramın daha iyi anlaşılması için, size yıllar önce hazırlamış olduğum bir test sorusunu sormak istiyorum. Soru şöyle:

Sivas Yarı Açık Cezaevi’nden kaçarak eşi Firdevs ile iki çocuğunu öldüren, bir çocuğunu da yaralayan 42 yaşındaki  Mehmetşah Demirtaş, hakime şöyle dedi: “Eşim kötü yola düşmüş. Namusumu temizledim. Çocukları da ortada kalıp perişan olmamaları için öldürdüm.”

Mehmetşah Demirtaş’ın bu cinayetleri işlemesinin arkasında yatan asıl neden aşağıdakilerden hangisidir?

A) Psikolojik durum  B) Genetik yatkınlık  C) Vicdansızlık  D) Eğitimsizlik  E) Değer yargıları

Evet bildiniz, doğru yanıt E seçeneği. İkna olmayan arkadaşlar için biraz açayım. Eğer Mehmetşah Demirtaş burjuva ahlakının egemen olduğu bir toplumsal çevrede yetişmiş  olsaydı bu cinayetleri işler miydi? Hayır. Belli ki Mehmetşah Demirtaş feodal değer yargılarının egemen olduğu bir toplumsal çevrede yetişmiş. Çocukluğundan beri ona namusun çok önemli olduğu anlatılmış ve o da bunu içselleştirmiş. Bu değer yargısı birçok insan gibi onun da aklını teslim almış. Kendisine ulaştırılan “Eşin kötü yola düştü” bilgisini bu paradigmadan algılamış, adeta cinnet getirmiş ve söz konusu cinayetleri işlemiş. Burada asıl suçlu Mehmetşah Demirtaş değil, onu bu ruh haline sokan paradigmadır.  Mahkemelerde yanlış varlıkları yargılayıp hapse atıyoruz aslında. Oysa bir daha çıkmamacasına hapse atılması gereken şey, insanlara bu kötülükleri işleten paradigmalardır. Aynı anlama gelen başka bir söylemle, sivrisinekleri tek tek öldürerek bitiremezsiniz, bataklığı kurutmak gerekir.

E seçeneğine “değer yargıları” yerine “paradigma” yazsak da olurdu. Çünkü ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Ha bu arada yeni bir “tabir” önerisinde bulunmak istiyorum. Hapse düşen birisi, kendisine “kader kurbanıyım” yerine “paradigma kurbanıyım” diyebilir. Bence daha doğru olur.

Paradigmasız bilim yapılabilir mi?

Hayır. Her açıklama mutlaka bir paradigmaya dayanır. Bir örnekle somutlaştıralım. Batlamyus MS 100-170 yılları arasında yaşamış önemli bir astronomdu. Evrenin merkezine dünyayı koymuştu, onun paradigmasına göre güneş de dahil olmak üzere tüm gök cisimleri dünyanın etrafında dönüyordu. Peki bu paradigmayla gece ve gündüzün nasıl oluştuğu açıklanabilir mi? Evet açıklanabilir. Güneş dünya etrafında dönerken, dünyanın güneşten ışık alan kısmı gündüz, arka tarafta kalan kısmı gece oluyor, o kadar. Var mı itirazı olan? Var. Batlamyus’a itiraz 1300 sene sonra Kopernik’ten (MS 1473-1543) geldi. Kopernik’e kadar bu gezegenin tüm mekteplerinde Batlamyus’un paradigması okutulmuş ve insanlar bu yanlış bilgiyi sorgulamadan kabul etmişti. Pek de haksız değiller ama. Gözümüze inanırsak güneş mi büyük dünya mı? Elbette ki dünya büyük. Baksanıza git git bitmiyor. Güneş ise bir pencereye sığacak kadar küçük. Yine gözümüze inanırsak kim kimin etrafında dönüyor? Pencereden bakıyorum, çok düşük bir hızla da olsa güneş dünyanın etrafında dönüyor. Her sabah doğudan doğuyor, dünyanın etrafını dolaşıyor, batıdan batıyor. Gözümün gördüğü bu, her şey çok açık, güneş dünyanın etrafında dönüyor (!). Şimdi daha iyi anladık değil mi Batlamyus’un paradigmasının neden 1300 sene itirazsız kabul edildiğini. Çünkü kaba olgular bu paradigmayı destekliyor. Bir de ince olgular var tabi. İşte o ince olgularla ilgili itirazları ilk defa Kopernik yapıyor. Kopernik, Batlamyus’un paradigmasındaki tutarsızlıklardan yola çıkarak metafizik dayanaklı birinci itirazını şöyle yapıyor:  “Eğer Tanrı varsa bu kadar çirkin, bu kadar uyumsuz bir evren yaratmış olamaz.” diyor ve Tanrı’nın varlığını kabul eden birisi olarak Batlamyus’un paradigmasını reddediyor. Olgusal dayanaklı ikinci itirazı ise şöyle: “Eğer güneş dünya etrafında dönüyor olsaydı her gün 12 saat gündüz 12 saat gece yaşanırdı. Ama öyle olmuyor…” Yine olgusal dayanaklı üçüncü itirazı ise: “Eğer güneş dünya etrafında dönüyor olsaydı mevsim diye bir şey olmazdı. Bugün hava nasıldıysa yarın da, ertesi gün de, bir ay, üç ay, beş ay sonra da aynı olurdu. Ama öyle olmuyor…” şeklindedir. İtirazların muhteşemliğine bakın. Kopernik gerçekten büyük bir bilim insanı. Peki sonrasında ne oluyor? Kopernik, günümüzde de kabul gören güneş merkezli paradigmayı ortaya atarak, bilim tarihindeki en büyük devrimlerden birine adını yazdırıyor. Kopernik Devrimi.

Şimdi iç gözlem yapıp zihnimize bir bakalım. Hepimiz Kopernik’in paradigmasına göre öğrenim gördük. Güneş dünyanın etrafında dönüyormuş gibi görmemize rağmen bunun bir yanılsama olduğunu, bu yanılsamanın dünyanın kendi ekseni etrafında dönüyor olmasından kaynaklandığını bilerek güneşe bakıyor ve olan biteni gözümüzün bize gösterdiği gibi değil, gerçekte nasıl oluyorsa öyle algılıyoruz. Yani yanlış görüyor, doğru algılıyoruz. Demek ki neymiş? Gerçeğin bilgisine ulaşmak için sadece göz-kulak yetmiyormuş, bir de doğru paradigmaya sahip olmak gerekiyormuş.

Paradigma için günlük yaşamdan örnek verdik, bilimden örnek verdik. Siyasetten örnek vermezsek olmaz. Önce dünya geneline bakalım. Dünyada iki paradigma var:

  1. Atlantik Paradigması

Hayatın bu paradigmaya göre yaşandığı ülkelerin başını ABD çekiyor. İngiltere, Fransa gibi bazı Avrupa devletleri de buna eklemlenmiş  gözüküyor. Bu ülkeler paylaşmadan zenginleşme modelini uyguluyor, “Hep bana hep bana.” diyor. Kurmuş oldukları sömürü ve talan düzenini devam ettirmek için, tüm dünyada bölücü ve gerici terör örgütleri kuruyorlar, onlara silah ve para veriyorlar, mazlumu mazluma kırdırıyorlar. Şehitlerimizin katilleri bunlardır. Ama müjdeler olsun, bu hain paradigma iflas etti, yerlerde sürünüyor, son demlerini yaşıyor. Baksanıza, bir korona virüsün dahi hakkından gelemediler. Huzur evlerindeki yaşlılarını ölüme terk ettiler, bu işi sürü bağışıklığına bırakalım dediler, vatandaşlarına dezenfektan enjekte etmeyi önerdiler. Bunların vicdanları kurumuş, bunlar insanlık düşmanı.

  1. Asya Paradigması

Hayatı bu paradigmaya göre düzenleyen ülkelerin başında Çin Halk Cumhuriyeti geliyor. Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS ülkeleri bu paradigmaya eklemlenmiş durumda. Bu ülkeler paylaşarak gelişmeyi savunuyor ve uyguluyor. “Ben de kazanayım, sen de kazan.” diyor. Ekonomileri kamucu bir karaktere sahip. Korona virüsle mücadeledeki başarıları buradan kaynaklanıyor. Avrupa’nın en güçlü ekonomisine sahip Almanya dahi yönünü Asya’ya çevirdi. Türkiye de öyle. Asya’nın öncüleri mazlum ülkelerin iç işlerine karışmıyor, darbeler tezgahlamıyor. Atlantik hızla sona yaklaşırken Asya yükseliyor.

Türkiye’de durum nasıl?

Dünya genelindeki ayrışma doğal olarak ülkemize de yansıyor. Bir tarafta iktidar olmak uğruna Atlantik’in emrine girenler, emperyalist planlarda rol üstlenenler, karşılarında ise yükselen Asya’ya yönelenler. Asya’ya yönelenler kendi içlerinde henüz tam bir tutum ve davranış birliği içinde gözükmüyorlar. Bazı mahallerde kafa karışıklıklarına, tutarsızlıklara, yalpalamalara rastlanıyor. Ama gelişmeler bu olumsuzlukların hızla azalacağına işaret ediyor. Atlantikçiler gemi azıya almış durumdalar. Hükümete muhalefet edeceğim derken Türkiye’ye muhalefet ediyorlar. Fitne fesat yayıyorlar, bozgunculuk yapıyorlar. Gaflet ve dalalet safhasından hıyanet safhasına geçtiler. Ama hiç şansları yok. Çünkü efendileri yıkılıyor. Efendilerinin, bırakınız bunları iktidar yapmayı, kendi ülkelerinde bile ayakta duracak halleri yok.

Atlantikçilere akıllarını başlarına devşirmelerini öneriyor, “güle güle Atlantik, hoş geldin Asya!” diyorum.

Ahmet Özbay / Nisan 2020 / ANTALYA

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam