Toplumsal iş bölümü süreçleri | Toros HaberToros Haber

17 Eylül 2021 - 19:46
Oğuzhan Kapçak

Vatan Partisi Antalya İl Sekreteri | oguzhankapcak@toroshaber.net

Oğuzhan Kapçak

Toplumsal iş bölümü süreçleri

Toplumsal iş bölümü süreçleri
Son Güncelleme :

20 Eylül 2020 - 21:46

270 views

İş bölümü, insanlık tarihinin gelişimi ve sürdürülebilirliği açısından önemli bir konudur. Toplumsal iş bölümü, bireylerin bir sistem dâhilinde çalışmasını sağlayan önemli bir toplumsal yapıdır. Bu ödevimizde toplumsal iş bölümünün birinci, ikinci ve üçüncü aşamalarını inceleyeceğiz.

  • Birinci Toplumsal İş Bölümü

Birinci toplumsal iş bölümünün başlamasını, “avcılığın başlaması” olarak belirleyebiliriz. Paleolitik Çağ’da toplayıcılık ile beslenen insanoğlu, avcılığa başlayarak yeni saldırı araçları yaratmış ve otobur yaşamdan, hem otobur hem etobur yaşama geçmiştir. Yine Paleolitik Çağ’da sürü yaşamı süren insanlık, avcılığın başlamasıyla 25-50 kişilik takımlar halinde yaşamaya başlamışlardır. Yine avcılık sayesinde kadınlar toplayıcılık, erkekler avcılık yaparak birinci toplumsal iş bölümünü gerçekleştirmiştir. Birinci toplumsal iş bölümü ile üyelerin aynı işleri yaptıkları gevşek sürü örgütlenmesinin yerini, kadınlar ile erkeklerin farklı işler yaptıkları ve birbirilerine geçim alanında gereksinim duyan takım örgütlenmesi almıştır. Bu iş bölümü sayesinde kadın ve erkekler sadece korunma ve üreme alanında değil; beslenme alanında da birbirlerine bağlanmıştır. Dil gelişmeye başlamış, konuşmanın gelişimi düşünmeyi geliştirmiştir. Takım olarak avlananlar arasında iletişim ihtiyacı doğmuştur.

Buzul Çağı’nda iri sürü hayvanları avlanmıştır. Bunlar genellikle mamut, yaban öküzü, ren geyiği gibi hayvanlardır.

İnsanların takım halinde yaşamaya başlaması yaşam kalitelerinde olumlu değişiklikler yaratmıştır. Örneğin; etlerini kar dolaplarında dondurarak saklamışlardır. İş bölümü sayesinde boş zaman yaratmışlar; mağara çizimleri, hayvan iskeletlerinden heykeller gibi yeni uğraşlar kazanmışlardır. Yine bu dönemde ölüler tertipli bir şekilde gömülmeye başlanmıştır. Mağara çizimlerinden gördüğümüz kadarıyla erkeklerin avda uzmanlaşması ile mağarada yalnız kalan gebe kadının abartılı bir şekilde çizildiğini, Venüs adı verilen heykeller ile sihir yapılarak doğum sorununun çözülmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Uzman avcılık birçok avcının av mevsiminde buluşmasına yol açmış, av takımının üyeleri birbirine bağlı oldukları totemler ile ayırt edilmiştir. (Totem: ilkel toplulukların kendilerini yedikleri hayvan, bitki ve çevre özellikleri ile adlandırmaları)

Üyeleri aynı totem atanın soyu olduklarına inanan, içten evlenmeyi yasaklayan topluluklar; artık takım olmaktan çıkmışlar ve klan olmuşlardır. Klanların birleşmesi ile oluşan toplulukların adı kabile olmuştur. İçten evlenmenin yasaklanması ile gelin alıp verme ve armağan alıp verme başlamış, bu mal değişimine sebep olmuştur.

Uzman avcı topluluklar, uzmanlaştıkları koşulların değişimine uyarlanmakta zorlandıkları için buzul çağının sona ermesiyle birlikte yok olmuşlardır. Tundraların yerini ormanlar almış, tundralarda otlayan sürüler göç etmiş ya da yok olmuştur.

Paleolitik Çağ’ın bitimi ile Mezolitik Çağ başlamıştır. Bu çağ Hindistan ve Akdeniz arasındaki Güneybatı Asya ülkelerinde yaşanmış, M.Ö. 12000 ile M.Ö. 8000 yılları arasında geçmiştir. Takım avının yerini, ok ve yayla, zıpkınlarla yapılan tekil avlanma almıştır. Bu dönemde avcılık ikinci plana düşmüş, toplayıcılık yeniden önem kazanmıştır. Yabanıl tahıl toplayıcılığı önem kazanmış, bu toplayıcılıktan üretime geçmelerine bir basamak olmuştur. Bu dönemde yapılan bu işleme “devşiricilik” adı verilmiştir.

Mezolitik Çağ’ın bitimi ile Neolitik Çağ başlamıştır. Avrupa’da Buzul Çağı’nın sona ermesi ile birlikte havalar ısınmış, ormanlar oluşmuştur. Yakın Doğu’da ise ormanların ve yağışların azalması iklimin çoraklanmasına neden olmuştur. Tahıl devşiriciliği yaparak geçinen topluluklar suyun azalmasıyla çayları, küçük dereleri, üzerinde yabanıl tahıl bitmiş topraklara çevirmişlerdir. Daha önceden belirtildiği üzere; yabanıl tahılların sulanması üretime geçişin ilk adımı olmuştur. İkinci adım ise yabanıl tahılların su ihtiyacından dolayı başka yerlere taşınıp, oralarda sulanarak yetiştirilmesi olmuştur. Bu çağda yerleşik hayata geçilmiştir. Bu insanların göçebe hayatı bırakmasına ve mallarını biriktirmeye başlamasına sebep olmuştur. Mal biriktirmek mal, mülkiyet ve toprağı ele geçirme amaçlı savaşların temelidir.

  • İkinci Toplumsal İş Bölümü

İkinci toplumsal iş bölümünün “hayvanların evcilleştirilmesi” ile başladığını söyleyebiliriz. Bu bölüm uygar topluma giden olaylar dizisinin başlangıcıdır. Bir önceki çağda toplayıcılık yapan kadınlar, bu çağda bitkilerle uğraşmışlardır. Yine bir önceki çağda avlanan erkekler hayvanları evcilleştirmiş ve bakımını üstlenmişlerdir. Keza, tarımın başladığı yerlerde çoban toplumlar ortaya çıkmıştır. Çiftçilik ve çobanlık, topluluklar arası bir iş bölümüdür. İlk tarım su kenarlarındaki yumuşak topraklarda çapa aracılığı ile bahçe tarımı ya da küçük sulama tarımı olarak yapılmıştır. Kadının tarımla ilgilenmesi onun saygınlığını artırmıştır, ancak yine de disiplin ve önderlik gerektiren savaş sebebi ile erkekler barış dönemlerinde de erki elinden bırakmamışlardır. Çoban topluluklar, çiftçi topluluklardaki gibi eşitlikçi yapıdaydılar, yani üyeleri birbirlerine özdeşti. Yine bu topluluklarda birey kavramı oturmamıştır. Ancak göçebelerde kabile şefleri ve sihirciler; çiftçilerde ise din adamları uygar topluma geçişte egemen sınıfı oluşturmaya aday olacaklardır.

Çiftçiler, toplumsal artı üretme gizil gücüne sahiptirler. Çoban topluluklarda ise kararsız ekonomi hâkimdir. Bu nedenle toplumsal artı üretememişlerdir. Ancak ne çiftçi ne de çoban topluluklar, tek başına toplumsal artı üreterek uygar topluma geçecek bir yapıya sahip değildiler. Sadece bir araya gelerek bunu başarabilirlerdi. Üretim ile insanların ilgisi hayvanlardan bitkilere kaydı. İlkel topluluktan uygar topluluğa geçiş, tarım dışı alanlarda uzmanlaşacak kişilerin geçimi için yaratılması gereken toplumsal artı sebebiyle gerçekleşmiştir.

Çiftçiler ile çobanlar arasındaki ilişki genelde yağma üzerine olmuştur. Çiftçiler yerleşik, barışçıl bir yaşam sürerken, çobanlar göçebe ve savaşçı topluluklardır. Ancak M.Ö. 6000’li yıllarda gerçekleşen olağanüstü sıcaklık artışı göçebe çobanları tarım yapılan vadilere ve dağ yamaçlarında yoğunlaşmaya yöneltmiştir. Çobanların bu yönelişi, onları, vur-kaç taktiği ile yağmaladıkları topluluklara askeri egemen haline getirmiştir. Çiftçileri koruyan bir yapı haline gelen çobanlar, bu sayede kendilerini besleyecek artı ürüne sahip olmuşlardır. (Bu durum Fransız Oppenheimer’ın eserlerinde “devletin kuruluşu” şeklinde açıklanmaktadır. Keza bundan 500 sene önce İbn Haldun, Mukaddime adlı eserinde, çobanların çiftçilere karşı üstün gelmesini çok önemli bir gelişme olduğu vurgulamıştır) Ancak bu egemenlik, uygar topluma geçişte ilk şart olsa bile yeterli değildir. Çünkü emek veriminin artması ve tarım dışı işlerle uğraşan insanların ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyordu. O sebeple küçük sulama tarımından, büyük sulama tarımına geçiş yaşanmıştır. Uygarlık, üretimin başladığı bölgelere 1000-2000 yıl sonra varmıştır. Örneğin, Çatalhöyük yöresine Sümer’den 1000 yıl sonra gelebilmiştir.

Sümerler, savaşta yendikleri toplulukları daha fazla artı ürün için çalıştırmış ve Sümerliler köylüleri çalıştıran egemen sınıf olmuşlardır. Bu çalıştırmalar sayesinde bataklık olan araziler de tarıma elverişli araziler haline dönüşmüştür. O dönem çalışanlar, çalıştıranlar ve çalışmayı yönetenler olmak üzere üç ayrı toplumsal sınıf ortaya çıkmıştır.

Tüm bu süreç içerisinde, eskiden sihirci olan din adamları, tarımın tanrının topraklarında yapılmasından dolayı artı ürünün Ziggurat adını verdikleri tapınaklarda toplanmasını söylemiş ve bu şekilde toplumsal artının denetimini ve yönetimini ele geçirmişlerdir. Bu emek-sermaye farklılaşmasına ilk örnektir.

Toplumsal artının toplandığı yerleşim alanları, nüfus artışı ile birlikte çeşitli sınıfları barındırır hale gelmiştir. Yerleşim yerlerinin bu durumu, çevre yerleşim birimlerinin ürünlerine muhtaç durumda kalmayı getirmiştir. Bu mecburiyet duygusal, düşünsel ve ekonomik bütünleşmeyi doğurmuştur. Toplumsal artıyı üreten sınıflı yapı, artıyı denetleyen egemen sınıfı, düzeni içte ve dışta koruyan ordu, ekonomik, toplumsal, siyasal işleri yöneten yönetici kadro ve farklı sınıf ve meslekten kimselerin nasıl davranacaklarını saptayan yasalar, bunları uygulayan memurlar ve dinsel ideolojisi ile devlet düzenine örgütlenmiş uygar toplum ilk biçimi olan “kent devleti” olarak belirmiştir.

  • Üçüncü Toplumsal İş Bölümü

Din adamlarını yönetimi eline geçirmesi ile birlikte belli başlı kararlar almışlardır. Örneğin yetenekli gençler tarımdan alınmış ve tapınaklara bağlı zanaatçılar olarak yetiştirilmişlerdir. Bununla birlikte tapınak adına ticareti yürüten bir sınıf ortaya çıkmış ve onlar da beslenmişlerdir. Yani tapınaklarda toplanan toplumsal artı, din adamları ve askerler ile birlikte, büyük sulama işlerinde çalışan kitlelere araç gereç yapan, onaran, süsleyen zanaatkârları ve tacirleri de beslemişlerdir. Bunlarla birlikte üçüncü toplumsal iş bölümünü, üretim araçlarından yoksun olanların, para ekonomisinden gelişmemesinden de kaynaklı olarak “köle olmasıyla” başladığını söyleyebiliriz.

Bu yıllarda kadınların yaptığı zanaatkârlığa çömlekçilik, şarapçılık, dokumacılık gibi işler örnek olarak gösterilebilir. Bu işler önceleri kadınların elinde olmasına rağmen sonrasında erkeklerin eline geçmiştir. Erkeklerin yaptığı doğramacılık, yapıcılık, maden işleyişi, tekne yapımı gibi işler de zanaatkârlığın bir konusudur.

Sümer’de din adamları astronomi, din, matematik alanlarda gelişmişlerdir. Mevsimlerin gelişini yıldızlara bakarak fark eden din adamları, halka tanrı ile görüştüklerini inandırmış, bu şekilde tüm isteklerini tanrı buyruğu olarak kabul ettirmişlerdir. Bu uzmanlaşma ile birlikte yazıyı ve takvimi bulmuşlardır. Takvimin bulunması tarımı olumlu olarak etkileyecektir. Bu sayede ekme ve biçmenin en uygun tarihleri bulunmuştur ve tarım daha verimli hale gelmiştir. Yazının bulunması ile birlikte tapınak hesapları tutulmuş ve kişilerin adları işaretlenmiştir. Bu, yazının tarihteki ilk örneğidir.

Her kentin ortasında, o kentin sahibi sayılan bir koruyucu tanrısı ve onun evi bulunmaktaydı. O evi ve mülkleri tanrı adına din adamları yönetiyordu. Devletin ve din adamlarının başında da rahip kral bulunuyordu.

Uygar toplum yapısı, kent devletlerinde gelişip yerleştikten sonra Mezopotamya’dan ticari ve düşünsel etkilemelerle, savaş ve üretim teknolojilerindeki gelişmelerle gerçekleşmiştir. Sümer’de ortaya çıkan ilk uygar toplumlar kent devletlerinde örgütlenmiştir. Her kent devleti bağımsız bir siyasal birim idi ve toprak, su gibi konularda sık sık çatışırdı. Bu çatışmaların sıklığı savaşları birbirinde getiriyor, bu savaşlar yüzünden de askerler ile din adamlarının arasını açıyordu. Bu dönem sonrasında yönetimi askerler ele geçirdi ve rahip kralın yerini asker kral aldı. Bu sonuç, toplumsal artının denetimini askerlerin eline geçmesini sağladı. Bu kamusal mülkiyet düzenini, özel mülkiyet düzenine dönüşmesini sağlamıştır.

Geçmişi yorumlamada kalıntılar ve çizimler önemli bir kanıttır. Bu kanıtlardan öğrendiğimiz kadarıyla; uygarlığın M.Ö. 3500’de Sümer’de başlamasından 500 yıl sonra Nil deltasında Mısır uygarlığının, 1000 yıl sonra da Hindistan’da uygarlığın yükseldiğini görüyoruz. Kent devleti olan Sümerler, M.Ö. 2350’li yıllarda Akadlı Sargon tarafından ele geçirilmiş ve ilk bölge devleti oluşmuştur. M.Ö. 1750’li yıllarda Hammurabi Sümer ve Akad yönetimlerini birleştirmiş; bu bölgesel devletten imparatorluğa geçilmesini sağlamıştır.

Uygar ve ilkel olarak ikiye ayırabileceğimiz halkların dengesi, tunç silahın bulunması ile bozulmuştur. M.Ö. 2000’lerde saldırıya geçen göçebe topluluklar, M.Ö. 1500’lerde de Çin uygarlığının tunç savaş arabalı topluluklarının, yerel çiftçileri egemenlik altına alması ile kurulduğu düşünülmektedir. (Tunç sadece savaş arabalarının ortaya çıkmasını sağlamamış, aynı zamanda zanaatçıların takımlarını da değiştirmiştir. O sebeple bu döneme tunç çağı denir.)

Göçebe topluluklarda görülen eşitlikçi yapı bu çağda değişti. Yendikleri topluluklar üzerinde egemenlik kurduklarında tunç savaş arabalı kabile şefleri azınlık bir yönetici sınıfını oluşturdu. Bu sebeple bu dönem aynı zamanda aristokrasi çağıdır. Aristokrasi çağında kölelik daha acımasız boyutlara ulaşmıştır.

Demir üretiminin tunca göre daha ekonomik olması, uygar halkları demire yöneltmiştir. Ne var ki demiri ilk üreten Hititler, demir üretme yöntemlerini gizli tutmuşlardır. O sebeple demir, ancak Hititler yıkıldıktan sonra diğer coğrafyalara yayılmıştır. Demir üretimi M.Ö. 1200-1100 yıllarında yeni bir savaş akımına neden olmuştur. Bu savaşlar sonucunda ideografik Sümer yazısı yerini alfabeye bırakmış ve bu alfabeyi aristokratlar dışında halk da öğrenmiştir.

Göçebe ilkel topluluklar, tüm üyeleri ucuz demir silahlardan edinebildiği için savaş arabalı küçük orduları olan uygar toplumlarla aralarındaki güç dengesini kendilerinden yana değiştirebilmiştir.

SONUÇ

Toplumsal iş bölümü süreçleri, tarih öncesi çağlarda güç dengelerini düzenleyen önemli olaylardır. Bu süreçlerin başlamasında her zaman önemli kırılmalar görülmektedir. Bu kırılmalar sonrası topluluklar/halklar arasındaki baskınlıklar değişmiş, yeni toplumsal süreçler ve kırılmalar doğmuştur. Yazımızda belirttiğimiz üzere birinci toplumsal iş bölümünün başlangıcını avcılığın başlaması olarak kabul edebiliriz. İkinci toplumsal iş bölümünün başlangıcı ise “hayvanların evcilleştirmesi” olmuştur. Ödevimizde incelediğim son iş bölümü süreci olan üçüncü toplumsal iş bölümünün başlangıcı ise kölelik ile başlamıştır.

Oğuzhan KAPÇAK
oguzhankapcak@gmail.com

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam