Yürüyen Kültür Yerleşik Medeniyet | Toros HaberToros Haber

5 Ağustos 2021 - 14:58
Abdullah Duman

Antalya Yörükler Derneği Başkanı | Teke Yörük Dernekleri Federasyonu Başkanı | a.duman@toroshaber.net

Abdullah Duman

Yürüyen Kültür Yerleşik Medeniyet

Yürüyen Kültür Yerleşik Medeniyet
Son Güncelleme :

20 Eylül 2020 - 20:53

41 views

Türkistan bozkırlarından Anadolu’ya, Anadolu’dan Viyana önlerine kadar uzanan geniş coğrafyalara kültür ekip, medeniyetler kuran Yörük/Türkmen varlığı Alpleri ve Erenleriyle Türk-İslam medeniyetine evrensel bir kimlik kazandırmıştır.

Bilim adamlarımız Anadolu’nun koynunda bin yıllardır saklı kalan bulgularında Türk varlığının izlerini gün yüzüne çıkarıyorlar. Dünya’nın neresinde yaşarsa yaşasın milli kimliğini koruyan soydaşlarımızın yönleri Anadolu’ya dönüktür. Anadolu insanlık tarihine ışık tutacak bir hazineler diyarı, bir medeniyetler beşiği olduğu kadar bir medeniyetler çöplüğüdür. Isparta/Yalvaç’ta milattan 2.500 – 3.000 yıl öncesine ait kurt heykeli bulundu. Ergenekon acep buralarda bir yerde mi diyenlere şahit oluyoruz. Göbekli tepedeki bulguların insanlık tarihine yeni kazanımlar katacağı görüşü bilim dünyasının belleklerine düşmüş durumda.

Türk yurtları içerisinde Anadolu tarihine baktığımızda özellikle Yörük/Türkmen varlığının bu topraklara ilmek ilmek Türklüğü, nakış nakış İslam’ı işlediklerini net bir şekilde görüyoruz. Yörük/Türkmen grupları toprak ana üzerinde çadırlarının kazıklarını çaktıkları, ocaklarını yaktıkları her yeri kendilerine yurt sayarlar. Konargöçer hayat tarzları gereği bir yurttan diğer yurda göç ederlerken geride bıraktıkları yurtlarına ağıt yakmalarının esprisi bundandır. “Türkistan ata yurdumuz, Anadolu anavatanımız”, atalarımız Anadolu’dan Türkistan’a mı yoksa Türkistan’dan Anadolu’ya mı göç etti. Bunu aydınlatmak arkeologların, tarihçilerin yani bilim insanlarının işidir.

Anadolu’nun son bin yılına damgasını vuran Yörük/Türkmen varlığının meşakkatli yolculuğuna kısaca değinmek istersek Bilge Kağanın “Dünyaya açları doyurmak, çıplakları giyindirmek ve adalet dağıtmak üzere geldiği” ülküsünün yanına üç büyük Türk mutasavvıfın özlü sözleriyle meramımızı anlatmaya çalışacağız.

Bilge Kağan’ın ilahi kaynaklı olduğunu düşündüğümüz kutlu gayesi onun neslinin hem ışığı hem de esin kaynağı olmuştur. Bu ilham kaynağının membaından tarihimiz boyunca sayısız eren sayısız alp ve birleşiminden alperen ve mutasavvıflar çıkarmıştır. Bu yolda şahadete erenlerin kanı “Toprak anayı” hamur gibi yoğurmuştur, toprağı sıksak onun kutlu gayesi fışkırır. Türk Milletinin İslam’a sancaktarlık yapmasının temelinde de, bu inanç ve kültür vardır demekte sakınca görmüyoruz.

“Din seçim, Türklük Kaderdir” Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi. “Türk Milleti cihana hâkim olmak İçin yaratılmıştır” Hünkâr Hacı Bektaşi Veli. “Cümle yaratılmışa bir gözle bakmayan halka müderris olsa hakikate asidir” Yunus Emre.

Ordularımız fetih ruhuyla girdiği toprakları kanlarıyla vatan yaparlarken, tescilini de gazi dervişlere bırakmışlardır. Anadolu’nun fethi ve Türkiye Selçuklu Devletinin kurulmasıyla siyasi ve içtimai müesseselerimiz Türk-İslam kültürü perspektifinde şekillenmiş, Anadolu’nun var olan değerlerine yeni değerler katmıştır. Yörük/Türkmen kafileleri Türkistan ve Horasan’dan Anadolu’ya gelerek baştanbaşa yayılmışlardır. İçlerinden çıkan gazi dervişler, sanatkârlar, mutasavvıflarıyla da sadece bu toprakları değil, Anadolu’da var olan gayri Türk unsurları da Türk-İslam kültürüyle ete kemiğe büründürmüşlerdir.

Stratejik bölgelere tekkelerini kuran gazi dervişlerde on parmağında on marifet misali bir taraftan Anadolu halkını irşat ederlerken, sanatlarıyla da Anadolu’nun imarına yeni zanaatkârlar yetiştirdiler. Türk-İslam eserleriyle Anadolu’yu bir ağ gibi ördüler. Maalesef bu muazzam Türk-İslam kültür ve medeniyeti Moğol kılıcı ile can verirken Anadolu’da birlik, dirlik ve düzen de bozuldu. Bu süreçte Anadolu’ya kadim bir medeniyet, yaşayan bir kültür bırakan Türkiye Selçuklu Devleti nihayete ererken Anadolu erenleri, gazi dervişler, beyler kötü gidişe dur diyebilmek için obalarımız arasında mekik dokudular. Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi‘nin talebeleri çarığını, çorabını giyerek ellerinde asalarıyla diyar diyar dolaşıp Türk Milletini bir ve bütün olmaya davet ettiler. Kolay olmasa da Kayı Boyunun bilek gücüne manevi bir güç kattılar. Yeni bir Türk devletinin yani Devlet-i Aliyye’nin taşlarını döşediler. Şeyh Edebali Kayı Boyunu bir kanaviçe gibi işledi ve nice gazi dervişlerle birlikte muazzam bir cihan devletinin doğuşuna ışık tuttular.

“Türk Milleti cihana hâkim olmak İçin yaratılmıştır” diyen Hacı Bektaşi Veli’nin rüyası muhteşem Osmanlı Devletinde Türk cihan hâkimiyeti mefkûresine dönüşürken, Yunus Emre de “cümle yaratılmışa bir gözle bakmayan halka müderris olsa hakikate asidir” diyerek devleti yönetenleri hakka ve adalete davet ediyordu. Anadolu’nun manevi mimarları “Ana gövdesine yabancılaşmış hiçbir sürgün meyve vermez” düsturundan hareketle Türkçeyi merkeze oturtup Türk Milletini köklerinden koparmadan İslam’a da evrensel bir kimlik kazandırdılar. Cihanşümul devlet olmanın gerekleri vardır. Türkmen kocası Yunus Emre’nin “cümle yaratılmışa bir gözle bakmayan halka müderris olsa hakikate asidir” sözü aslen Türk Milletinin genlerinin de bir özetidir. Tarihte kurulmuş bütün Türk devletleri fethettikleri topraklardaki her insanı dinine, kimliğine ve rengine bakmadan Cenab-ı Hak’ın bir kutsal emaneti olarak gördüler. Onları ne inançlarından dolayı nede kimliklerinden dolayı ötelemediler. Fethettikleri topraklarda çocukları toplayıp devşirme mekteplerinde, Hacı Bektaşi Veli ocaklarında yetiştirip devlete kazandırdılar, bilim insanlarına da özel önem verdiler. Her doğan bir gün gelir ölür, devletlerde öyledir. Birçok sebeplerden dolayı son 1.000 yılda ikinci Büyük Türk devletini yani Devlet-i Aliyye’yi de şehit verdik. Türk Milleti devletlerini kaybetse de özünü korur. Türk kültür ve medeniyeti ne doğuya benzer nede batıya benzer, kendine özgü değerlerle varlığını her zaman sürdürmüştür. Tarihte kurulmuş bütün Türk devletlerinin bir birlerinin devamı olmasının nedeni de kültürlerini korumasındandır.

Devlet-i Aliyye’nin sonunu getiren sebepler ve o günün hâkim devletleri Osmanlının sonunu getirirken Türk Milletinin özüne ilişemediler. Bu “öz” Yörük/Türkmen kültürü ve İslam inanışıdır. Sözlü gelenekte menkıbelerin olduğu kadar fütuhatında sembolü olan Yörük/Türkmen obaları için artık kıyam’a kalkma zamanı gelmişti. Türk Milleti bir lider arıyordu, bu lider katliamların, zulümlerin soykırımına dönüştüğü ve evlad- fatihan diyarından çıkacaktı.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK bir Osmanlı subayı olarak muazzam bir tarih şuuruna sahipti, kendisini çok iyi yetiştirmişti. Ordumuz içerisinde cepheden cepheye koşarken, bir taraftan da hürriyet ve bağımsızlığımız için değişik gruplarla görüşüyor, saraya raporlar veriyordu. Camilerde hutbeler okuyor Ümmet-i Muhammed’in ve Türk Milletinin istikbali sizlersiniz diye milletimizi birlik ve beraberliğe davet ediyordu. Üç kıtada atının nalları bulunan yüce Türk Milleti artık Anadolu’ya sıkıştırılıyor, buda yetmiyor, her karış toprağımız ecnebi çizmesi altında çiğneniyordu. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK “Arkadaşlar; Gidip Toros dağlarına bakınız, eğer orada bir tek Yörük Çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez” deyip kendi milleti ile birlikte, tıpkı ataları gibi Türk kültürü üzerine bir Türk devleti inşa ediyor, adını da Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak koyuyordu.
Yörük/Türkmen dernekleri olarak bizler her daim devletimizin yanında olacağız. Anadolu’nun manevi mimarlarının yolunda, manevi şahsiyetlerimizin ışığında bu toprakları yurt tutmuş her insanımızı Cenab-ı Hak’kın bir kutsal emaneti bilip kardeşlik duygusuyla kucaklayacağız.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam