Zorlukları Aşa Aşa | Toros HaberToros Haber

20 Haziran 2021 - 13:34
Abdullah Duman

Antalya Yörükler Derneği Başkanı | Teke Yörük Dernekleri Federasyonu Başkanı | a.duman@toroshaber.net

Abdullah Duman

Zorlukları Aşa Aşa

Zorlukları Aşa Aşa
Son Güncelleme :

20 Eylül 2020 - 20:58

59 views

Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgını, bütün dünyayı tabiri caizse açık bir cezaevine dönüştürdü. Bu salgın vesilesiyle dev gibi ülkelerin kartondan birer korkuluk olduğuna da şahit olduk. ABD bölünmenin eşiğine geldi, AB ülkeleri iç kargaşalarla karşı karşıya kaldı. Koronavirüs’den her ülke çapı kadar etkilenecek. Az gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerdeki ekonomiye etkisi farklılık gösterecek.

Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomisi daralacak fakat sıkmayacak, gelişmiş ülkelerin ekonomisi tersine bir büyümeyle hem daralacak hem de o ülke insanlarını sıkabildiği kadar sıkacak, bu da büyük çalkantılara sebep olacak. Bu söylediklerimizin ne anlama geldiğini, dünyadaki finans kuruluşlarının raporlarına baktığımızda göreceğiz.

Gelişmiş ülkeler, Koronavirüs’ten kendilerini arındırıncaya kadar kendi iç kargaşalarıyla uğraşacaklar, virüsün etkisinden kurtuldukları gün mazlum milletlerin kanını emmeye devam edecekler. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bu süreci iyi değerlendirip kendilerine gelmezlerse yazık olur.

Biz Türkiye gerçeğinden meselelere bakarsak, ülkemizin bir bölgesinde devletimiz kafasını kaldıramıyordu, teröre neredeyse teslim olmuş gibiydi. Ortadoğu’ya kafasını sokamıyordu. Bugün sınırlarımız içerisinde terörü bitirdik diyebileceğiz bir noktaya geldik, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da ise hâkim devletlere Türkiyesiz, oyun kuramazsınız deme durumundayız. Çok bedeller ödeyerek geldiğimiz bu noktalar teknolojik yatırımlar, iletişim araçlarının doğru ve yerinde kullanılmasının bir sonucudur. ABD, AB ülkeleri ve Rusya’yı bize karşı kışkırtmaya çalışan Fransa’da artık Türkiye gerçeği ile yüzleşecek.

Yörükler Derneği yıllar önce “Türkiye Ortadoğu’da askeri ve siyasi olarak gücünü ortaya koymalıdır” diye resmi görüşünü bir STK olarak belirtmişti. Gelinen noktada bunun haklı gururunu yaşıyoruz. Bu düşünce Türkiye ve Türk Milletinin bir beka stratejisidir. Bölgesinde “Regülatör Devlet” olmanın sorumluluğu ile silah sanayinde Türkiye kendisini daha ileri seviyelere çekmeli ki, önce kendisine sonra Türk dünyasına ve mazlum milletlere umut olabilsin.

Tabi ki. Türkiye kendisini ve sınırlarını güvence altına aldı demek biraz fazla iyimserlik olur. Silah sanayinde bir mesafe alıyoruz, yer altı kaynaklarımızın işletimi, doğru kullanılması, tarım ve hayvancılıkta kendimize yetecek üretim modelleri üzerinde ciddi çalışmalar yapmalıyız. Milletçe üretim seferberliği başlatmalıyız.

“Biz Bize Yeteriz Türkiye” sloganı ile milletimizin dayanışma kültürünün nelere kadir olduğunu gördük. Bu dayanışma kültürümüz tüketim alışkanlıklarımıza kurban verilmemelidir. Silah sanayimiz, madenlerimizin çıkartılıp işletimi, tarımsal ve hayvansal üretimlerimizi, devletimizin koordinesinde milletçe iş ve güç birliğiyle yapabiliriz.

Türkiye eskiden kendi göbeğini kendisi kesemiyordu. Siyaset yapanlar ABD’nin desteğini almadan iktidar olunmuyor diye bir vehim içerisinde emperyalist devletlere gönüllü işbirlikçi oluyorlardı. Dük alıklardan medet umuyorlardı. Maalesef haksızda değillerdi, rahmetli Menderesi darağacına götürdüler, rahmetli Demirel altı sefer gitti yedi sefer geldi. Refahyol iktidarı döneminde rahmetli Erbakan hocaya ve Tansu hanıma ne hakaretler yapıldığına üzülerek şahit olduk. Yine rahmetli Ecevit’in ABD baskıları neticesinde rahat politikalar üretemediği hikâyelerini dinledik.

Bugünün dünden farkı, artık millet olarak siyasi iktidarların üzerine emperyalist bir baskı olunca, türü ne olursa olsun tek yumruk olabiliyoruz. Siyasetçiler milletimizin bu birlik ruhundan doğacak siyasi rantı paylaşamasa da, milletimiz şuurlu bir şekilde hak edene hak ettiğini veriyor, yeter ki güvensin.

Bu anlamda, siyasi buhran dönemlerinde, Yörükler Derneği vesayetçi baskılara karşı da doğru olanı yapmıştır.

28 Şubat dayatmasında herkes dipçik korkusundan iktidara karşı yürürken, tam demokrasi diye yürümüştür. Ergenekon, balyoz tutuklamalarına şiddetle karşı çıkmıştır. 17/25 Aralık operasyonlarına karşı Türkiye’de siyasi iktidar dâhil kimse sesini çıkaramazken “bu operasyon, yolsuzluk üzerinden Türkiye’ye yapılan bir operasyondur”  deyip kamuoyunu bilgilendirmiştir. Yine 15 Temmuz’da yapılmak istenen ihtilal girişimine “bu bir ihtilal değil bir iç savaş provasıdır” deyip meydanlara inmiştir.

Bütün bu saydıklarımızın konu başlığı ile ne alakası var diyenler elbette olacaktır. Çok alakası var. Türk Milleti kendi kararlarını kendisi verdiği gün kurtuluşa erecektir. Milletin kararının önü kesildiğinde sadece milletin önü kesilmiş olmuyor, iktisadi kalkınmasının da önü kesiliyor. Milletin öz kaynakları dükalıklara peşkeş çekiliyor ve sorgulayamıyorsun.

Netice itibarıyla “biz bize yeteriz”. Yeter ki, tüketen bir toplum olmaktan kurtulup üreten bir topluma dönüşmeliyiz. Türk Milletinin önünü kesecek her türlü gayreti boşa çıkaracak siyasi ve iktisadi oluşumlar içerisinde olmalıyız.

Abdullah DUMAN

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam